Anasayfa 
Kariyer  
Tasarım  
Moda  
Sağlık  
Dekorasyon  
Estetik  
Haberler  
Anne - Bebek  
Projeler  
Teknoloji  
Röportaj  
Macera  
Damak Tadı  
Kültür - Sanat  
Magazin  
Ürün Tanıtımı  
Zanaat  

Yorumlananlar

Untitled Page
Macera

01.02.2010 16:47:38
Konu Adı : Serengetiden Bir Anı Mesailer
Yazar :

 

Serengeti'den Bir Anı Mesailer

bırakın Afrika`ya gitmeyi, hayatımda hiç Afrika’ya gitmiş kimseyi bile görmemiştim. Bu durum hayalden de öte geliyordu bana.

Ertesi gün internet sitelerinden araştırma yapıldı, yapıldı, yapıldı… Türkiye’deki seyahat firmalarından hiç hayır yok. Afrika adına en fazla Mısır’a gidiyorlar. Bu arada Tanzanya vizesi başvurusu da yapıldı. Gelen bir sürü yanıt arasından bir firma seçildi ve bilet alındı. İneceğim yer, Kilimanjaro Havaalanı! Bilete baktıkça nefesim kesiliyordu! Kilimanjaro Havaalanı’na inecektim, inanılır gibi değil, rüya gibi! Anne, baba, eş, dost endişeli. Bu arada sıtma hapları bulundu, “Karaköy Liman Karantina Sağlık Hizmetleri” gibi adı olan bir yerde sarıhumma aşımı oldum. Heyecandan yerimde duramıyorum.Gün geldi çattı. Uçakta Tarzan çizgi filmini izleye izleye Kilimanjaro Havaalanı’na indik. Bir gün sonra da safari başlayacaktı. Safari’de, Masai avındaydımYola çıkıldı.

Gideceğimiz doğal parklar Tarangire, Lake Manyara, Ngorongoro ve Serengeti. Serengeti`de olacağımız zaman, daha önce ayın halleri incelendi ve bu zaman dolunaya denk getirildi.
İlk doğal parkta, ilk gece sabaha kadar bir çadır içinde etrafımızdaki hayvanların kapışmaları arasında, ha saldırdı ha saldıracak diye korkudan dudaklarım uçuklamasın diye Zovirax sürerek geçti.


Tarangire`den Lake Manyara’ya geçerken bir Masai köyünün yanından geçtiğimizi gördüm, rehbere “Dur” dedim. Rehber durmuyor! Daha önce Masailer’in turistlere karşı, hele hele fotoğraflarını çekip çekip kaçanlara karşı ne kadar kaba ve sinirli olabileceklerinin hikâyelerini dinledim ama gözümü Masai bürümüş. İlla ki durmak, inmek istiyorum.
Rehber, “Güvenliğini garanti edemem. Hem bizi kovalarlar”  dedi ama inadım inat.

Kırmızı oje


 

 

Çocuğa dünyanın bu en basit makinesini nasıl kullanacağını gösterdim.

Şakır şukur çekmeye başladı. Elini, ayağını, toprağı, ağacı, arkadaşlarını, beni, köyü, ne görürse çekiyor. O heyecan anını tahmin ettiğim için de 36’lık yeni bir film takmıştım, bitmesin orta yerde diye.
Hayatımdaki en mutlu fotoğraflarımdan birini bu çocuk çekti. Hani benden zarar gelmez ya, onu anladılar, fotoğraflarını da çekmeye çalışmıyorum –yani ruhlarını makineme doldurup götüren ben değilim ki kendi çocukları- Şöyle bir kare hayal edin: Şalvarlı, ağzının yettiği yere kadar gülümseyen bir hatun, yanında 15-20 çocuk, hepsinin tırnakları kırmızı ojeli, kameraya tırnaklarını uzatıyorlar…


Oje kadın

Ne kadar kaldığımı anımsamıyorum ama rehber, arabaya bindiğimde “Hiç kimsenin aklına gelmemişti bir ojeyle köye girebilmek” dedi, şaşkındı. Aynı yoldan iki gün sonra tekrar geçerken, kafamı camdan çıkardım ve köye baktım. Çocuklar ellerini bana göstererek koşuşuyorlardı çığlık çığlığa…

 


Rehberimin dediğine göre, “Oje kadın” diyorlarmış bana.
Ateş başında, dolunay ışığında Masailer’le oturup konuşmuştuk bir gece, o zaman anlattım, bir köye girebilmek için attığım taklaları da güldük. Hiç korkulası değiller, her kapının bir anahtarı var diye düşündüm. Şimdilerde yaşamaya başladığım bu ülkede, kendi dilleriyle bile çat pat konuşabiliyorum ama en değerli an o oje anıdır. Hiç bir şey anlamadan öylece oje sürdüğümüz an…

Belki de bundandır, 3 yıldır buraları mesken tutuşum.

 

 

 

 

önce çocuklar geldi, kim bu beyaz, ne yapıyor burada diyen bakışlarla beni izliyorlar. Ama ben hiç oralı değilim. Durmadan oje sürüyorum. Bir zaman sonra fark etmiş gibi kafamı kaldırdım, bir sürü çocuk başıma birikmiş, kıpkırmızı ojeye ağızlarının suyu akarak bakıyorlar.
“Siz de ister misiniz?” dedim. Bir anda dizimin üstünü bir sürü, küçücük el kapladı. Bir de kolaylık olsun diye çabuk kuruyanlardan almıştım ojeyi. Kaç çocuğa oje sürdüm anımsamıyorum ama bir ara bir baktım –yine sadece o an için aldığım, ederi 19 YTL olan- tek bir düğmesi olan, şahane fotoğraf makinem şalvarımın cebinden yere düştü. Çocuklardan biri makineye dokundu.
“Al” dedim, aldı eline makineyi evirip çeviriyor. Bu arada büyükler de bizi izlemeye başladı.

Köyün 10 metre uzağında durduk, arabadan indim. Yolun kenarına oturdum vee… cebimden sadece o an için aldığım, İstanbul’dan getirdiğim kıpkırmızı bir ojeyi çıkarıp tırnaklarıma sürmeye başladım.
Biliyorum ya kırmızıya çok meraklı olduklarını, normalde oje sürmememe rağmen, köyle ve hiç kimseyle ilgilenmeden oje sürmeye devam ediyorum. Bu arada rehber, “Aha, deli çıktı bu da” der gibi beni izliyor.
 
Bu habere daha önce hiç yorum yapılmamış.
Başlık :
Yorumunuz :
Adınız ve Soyadınız :   
E_mail Adresiniz :   
SecretCode      
   

Duyurular

Yazarlar

Piyasalar

IMKB 100 61.101 0,17
USD 1,5015 0,27
EURO 1,9315 0,10
GBP 2,3113 -0,09
Altın 60,377 0,58
O/N Repo 6,71 0
Bilesik Faiz 8,14 0,37


Copyright © 2007 Mekatronik Yazılım Her hakkı saklıdır.